Röportaj: Çalışan Anne Olmak

Sosyal medyayı çalışan annelerin hakları konusunda farkındalık yaratmak ve hayatlarını kolaylaştıran ipuçları vermek için kullanan İpek Bayrak/Çalışan Anne Olmak ile keyifli ve aydınlatıcı bir söyleşi gerçekleştirdik.

“Çalışan Anne Olmak” hesabını ilgi ve keyifle takip ediyoruz. Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

1986'da Kayseri doğumluyum. Kayseri Fen Lisesi’nin ardından ODTÜ’de İşletme okudum. ODTÜ İktisat’ta yüksek linsansımı tamamladım. Kurumsal bir firmada Proje Mali Analizi ve Fiyatlandırma Uzmanı olarak çalışıyorum. Yani aslında annelik serüveninde hiçbir işin uzmanı değilim! 2011’de evlendim, 2016 yılında anne oldum. Doğum izninde olduğum dönemde, sosyal medya ile okuyucu olarak çok fazla haşır neşir oldum ve bir boşluğu fark ettim. Genel profil hep evladı için işten ayrılmış, belirli bir süre kurumsal hayata ara vermiş ya da sosyal medyayı iş olarak seçen annelerdi. Oysa annelik sonrasıkurumsal iş hayatına devam edenler  de çok fazla! Peki neden bu hiç dile getirilmiyordu? Bu soru şunu da beraberinde getiriyor; demek ki iyi bir anne olmak için işi bırakmak mı gerekiyor? Sonra düşündüm, yok böyle olmak zorunda değil. Dedim ki çalışan bir anne olarak geçtiğim yolu, serüvenimi  yazayım. Zaten yazmayı da çok seviyorum, üniversitedeyken elektronik ortamda yayın yapan öğrenci gazetemiz GazeteODTÜLÜ’de editörlük, genel yayın yönetmenliği vs. yapmıştım. Çalışan bir anne olarak neden vazgeçtim ya da neden vazgeçmemeye çalıştım bunları yazayım derken hesap oluştu.

Nelere şahit oldunuz iş hayatında? Sizi şaşırtan ya da değiştirmeliyiz dediğiniz neler oldu?

Öncelikle anne olmaya hazırlanırken gördüğüm bazı tecrübeler beni yönlendirdi. Daha önce çalıştığım yerde kendi yöneticimin neler yaşadığını gördüm. Kurumsal bir firmaydı ama yaşadığı mobbingleri gözlerimle gördüm. 39. haftasında hala iş yüklemelere, ne zaman döneceksin, o zaman bu işleri senden alalım tarzı tedirginlik verici söylemlere bizzat şahit oldum. Biliyorsunuz SGK’lı çalışanların 16 hafta ücretli, ardından da 6 ay ücretsiz izin hakları var ama bunu gerçek hayatta kim ne kadar kullanabiliyor? Maalesef, özel sektörde bu hakların çoğu bazen opsiyon bile değil. Buranın annelik için uygun bir yer olmadığını anladım. Bu konularda yasal haklarıma saygı duyan bir firmaya geçtim. O nedenle şanslıyım, gerçi hukukun tanıdığı hakları kullanabildiğim için şanslıyım demem elbette çok acı. Bu sebeplerden dolayı anneler için “yasal haklarınızı bilin” postları açmaya başladım. İnanılmaz sorular geliyor. İnsanlar gerçekten bilmiyor. Çünkü İK departmanlarına veya yöneticilerine sorunca “öyle bir hakkın yok” tarzı yönlendirmelerle, “yoksa gelmeyecek misin?” gibi sorularla karşılaşıyorlar. Ben de bildiğim kadarıyla ilgili noktalara değiniyorum.

Mesela ben kızımı 2 yıl emzirebildim. Şanslıyım ki iş yerimde süt sağmak ve saklamak için uygun ortam sağlandı. Ama talep etmek ve vazgeçmemek gerçekten çok önemli. O yüzden emzirmeye gönüllü çalışan annelere devam edebilmeleri için bazı bildiğim ipuçlarını, tecrübelerimi ve yeri geldiğinde farkındalık yaratmak adına sıkıntıları paylaştım. Mesela Sağlık Bakanlığı 2 yıla kadar anne sütü öneriyor. Peki, neden yasalarımız uyarınca özel sektörde çalışan annelerin günde 1.5 saat olan süt izni bebeği 1 yaşına gelince sonlanıyor ?

Peki siz çalışan bir annenin çocuğu musunuz?

Hayır. Benim annem ev hanımı. İşe dönme kararımı alırken  bocalama sebeplerimden biri de önümde bu anlamda bir rol model olmayışıydı. Benim şöyle bir anım var; kızım 3 aylıktı. Bir arkadaşım benimle dertleşmek amacıyla “bakıcı dehşeti” başlıklı bir video haberi paylaştı. Detayları anlatmak istemiyorum gerçekten çok korkunçtu. Benim annemler memlekette. Babaannemizin sağlık sorunları vardı o zamanlar, sonrasında kaybettik Allah rahmet eylesin. Yani ben çalışacaksam bebeğime mecburen bir bakıcı bakacaktı! Aylarca kabuslarımda başına o korkunç şeyler gelmiş bebeğin, benim kızım olduğunu gördüm. Büyük sıkıntılar yaşadım. Kafam çok karışıktı; güvenli bağlanma diyorlar, bizimki bağlanamayacak mı diye korkuyordum. Benim kültürümle yetişmeyecek mi, çalışıyorum diye kendi ebeveynliğimden mi vazgeçiyorum vs. diye sorguluyordum. Birgün doğum iznimin de bitmesine çok az kala babamla dertleşmek istedim. Babam; “Bu konuda annen sana yardım edemez çünkü o iş hayatının dinamiklerini bilemez. Bu konuda sana ben veya eşin de yardım edemeyiz, çünkü biz anne değiliz sana empati yapamayız. Arkadaşlarına sorsan, onlar da edemezler çünkü onlar da senin bu hayattan ne istediğini anlayamazlar. Bu konuda yalnızsın.” Dedi. Dedim ki bizim için en iyi ne bilmiyorum ki! Bana “bir saniye dur” dedi! Kendine bir anne şefkatiyle yaklaşıp sorar mısın, sen bu hayatta kendini nasıl tanımlıyorsun, ne olmak istiyorsun, mesela kızına kendini nasıl tanıtmak istiyorsun?” dedi. Daha önce kendimi çok yargılamıştım, sorgulamıştım, eleştirmiştim, suçlamıştım! Ama kendime hiç anne şefkatiyle yaklaşmamıştım! Düşündüm ve dedim ki:

Benim kızıma vereceğim en büyük değer mutlu bir anne, gerisi boş!

İstifa hakkım nasıl olsa cebimde dedim ve denemeye karar verdim. İşe dönüşümü en ufak ayrıntısına kadar planladım veyola çıktım. Baktım ki sistemi iyi kurgulayınca çalışma hayatında var olmaya devam etmek yeterince iyi bir anne olmaya engel değilmiş ben de  devam ettim yoluma. Geriye dönüp baktığımda annemin çalışan kadın olmasını ve bu konuda bana yol göstermesini çok isterdim. Sanırım o da arzu ederdi.

Benim önümde öyle bir rol model olmadığı için bununla ilgili “Çalışan Anne Evladı Olmak”, “Çocuk Kime Emanet” gibi başlıkları olan paylaşımlar yaptım. . Arkadaşlar gönül bağı kurup hikayelerini paylaştılar sağ olsunlar. Mesela biri diyor ki; 5 yaşında kendi yemeğimi kendim ısıtıyordum! Şunu fark ettim: Arkadaşlarımızın çocukluk yaralarının altında annenin çalışması değil, anne için uygun çalışma koşullarının sağlanmaması yatıyordu. Ülkemizde geçmişte çalışan annelerin hakları çok daha azdı. Anneler, 40 günlük bebeği bırakıp işe dönmek zorunda kalmış. Bizim bugün hala yeterli olmasa da kazanılmış haklarımız var. Bence bu ilerlemeler ancak çalışan annelerin varlığıyla ve talepleriyle elde edildi. O yüzden bence tartışılması gereken anne çalışsın çalışmasın konusu değil o kadın çalışırken ona nasıl koşullar sağlanması gerektiği.

Peki hiç çalışan anne ve çalışmayan anne çocukları arasında olumlu/olumsuz farklar gibi gözlemlerin var mı?

Ben ne söylesem sübjektif olur. Ev hanımı anne çocuğuyum ve çalışan bir anneyim, diğer türlüsünü bilmiyorum ki! Ama güzel araştırmalar yapılıyor. Mesela Harvard Üniversitesi tarafından, 29 ülkenin datasıyla yapılan bir araştırma okumuştum. Araştırma sonuçlarına göre; annenin yaptığı işin segmentinden bağımsız olarak çalışıyor oluşu (yani mavi yakalı dediğimiz iş kollarında çalışıyor olsa dahi) çocuğun kendi iş hayatındaki başarısını ciddi oranda pozitif etkiliyor.  olumlu etkiliyor.  Ve yine araştırmaya göre babaların bu konuda bir etkisi yok Üstelik bu pozitif etki, çocukların kız ya da erkek olmasından da bağımsız.. Araştırmadan şöyle bir sonuç çıkarabiliyoruz: “Annenin iş disiplini ve zaman yönetimi çocuğa bir rol model oluyor.

Evde birisinin çalışmaması gerekse bu sen mi olurdun eşin mi olurdu?

Bundan çok emin değilim. Emzirme, ve beraber uyuma serüvenimiz 2 yaş itibariyle bitti. Evet başlangıçta ben işi bırakırdım ama şu an ebeveynlik sorumlulukları anlamında eşitiz. Böyle bir kararı şuan vermek zorunda kalsak elde edilen gelire göre karar veririz.

İşe giderken kızına söylediğin şeyler var mı?

Sabah vedalaşması kısmı benim için çok önemli. Okuduklarıma göre güvenli bağlanma  bir kişiye değil hayata karşıdır. Bebeğin ben bu hayatta isteniyor muyum ve isteklerim, ihtiyaçlarım karşılanıyor mu sorusuna zamanında ve tutarlı şekilde cevap vermek gerekir. Bunu illa anne yapacak düşüncesi doğru değil. Bu bir takım çalışması yani baba da bakıcı da bunu desteklemeli. Zaten güvenilir yabancı kaynakların hiçbiri anne demez, bakım veren kişi anlamında (care-giver) der. Dolayısıyla çocuğa karşı tutarlı olmamız, takım halinde ihtiyaçlarını zamanında ve sevgi ile karşılamamız ve onun ne yaptığımızın farkında olması çok önemli. Ben bu nedenle kızımda “annem beni bırakıyor mu” kaygısı olmasın diye şöyle destekler yarattım: sabah işe gitmek için evden apar topar çıkmıyorum, bir yarım saat kızımla oynuyorum ya da biraz sohbet ediyorum. Ona; “Ben şimdi işe gidiyorum, ablamız geldi akşam ben gelince ablamız gidecek. Sen de bu sırada oyun oynayacaksın, parka gideceksin.” diyorum. Onun da mutlu vakit geçireceğini ona hatırlatıyorum. Sabah kaçarak gitmeler güvenli bağlanmaya zarar veriyor. O yüzden ona güzelce anlatın, mutluyken işe gidin. Bu şekilde hem çocuğa hem de kendinize destek noktaları yaratabilirsiniz.

Kadınların çalışma haklarına geri dönelim. Size bir yetki verilse çalışma haklarında neyi değiştirirsiniz?

Ücretli doğum izni sürelerini uzatmak, bu anlamda memuriyet ve özel sektörü eşitlemek isterdim. Özel sektörde annelik hakları konusundaki yetkiyi sektörlerin eline bırakmaz, devlet eliyle bu hakların güvence altına alınmasını isterdim.

Var mı yurt dışında iyi örnekler, keşke bizim ülkede de olsa dediğiniz şeyler?

İsveç’te doğum izni hem anne hem babalara sunuluyor. Hatta 480 günün 390 günü ücretli ve 60 günü babalara zorunlu!

İşe ara vermiş ve geri dönmek isteyen annelerin sıkıntıları ne?

İş dünyası çok acımasız. İşverenler işe dönmek isteyen annelere genelde bilgileri eskimiş, ortaya yaşa gelmiş sürekli izin isteme potansiyeli olan sorunlu olabilecek profil gözü ile bakıyor. Senin yerine neden daha genç, bilgileri taze, izin alma olasılığı daha az, daha çok çalıştırabileceğim birini işe almayayım ki düşünüyorlar. İşe dönen annelere hak ettiklerinden alt pozisyonlar teklif ediliyor veya kıdem hakları verilmiyor.

Savaşmak zorunda olduğumuz o kadar çok şey var ki!

Oysa yeni anne olmuş bir kadın 10 kaplan gücündedir: zaman yönetimi ve planlama onun ihtisas alanıdır.  O kadın emin olun işe gelebilmek için her şeyi planlamış, organize etmiştir. İşverenin, annenin iş yerindeki performansından şüphe etmesine hiç gerek yok. Çünkü o her şeyi 10 adım önce tasarlamıştır. İş hayatında beklenen de o değil mi zaten?

Siz bir işveren olsanız çalışan annelere yaklaşımınız nasıl olurdu?

Aynı anda birkaç işi yapabilme kadınlara verilmiş bir ödül bence. Annelik bunu yükseltiyor ve empati yeteneğinin gelişmesini sağlıyor. Küçük noktaları yakalayabilme yeteneklerini de göz önüne alınca çalışan annelere kesinlikle daha çok fırsat sunardım. Ama bu fırsatı onunla paylaşırken, ona koşullarım doğrultusunda haklarını da tanırdım ki onun da bana güveni tam olsun.

Peki anne olmayı düşünen kadınları ya da anneleri özellikle uyaracağınız konular var mı?

Memurların yasaları farklı ve izin süreleri daha uzun. Dolayısıyla kaygıları daha az. Söyleyeceklerimi özel sektör çalışanları için söylüyorum. Ücretli doğum izni bittikten sonra yarı zamanlı ücretli çalışma izinleri var. Genelde birbiri ile karışan bebek 66 aylık olana kadar devam eden başka bir hak olan Kısmi Çalışma Yasası’nı çok iyi araştırmalarını öneriyorum. Haklarından da faydalanmalarını diliyorum.

Kızınız sizin ya da eşinizin iş yerine geldi mi?

İş sektörlerimizin koşulları sebebiyle gelemedi ama gelse kafasında iş mevzusu nasıl canlanırdı merak ediyorum.

İş ve ev dengesini nasıl sağlıyorsunuz? Çalışan bir kadının evde hayatını kolaylaştıracak pratik önerileriniz var mı?

Bugün birçok çalışan annenin esas mesaisi evde başlıyor. Yemek, bulaşık, çamaşır, çocuk bakımı, bütün iş kadının üzerinde. Böyle bir tempo ve iş döngüsü sürdürülebilir değil. Bunu sürdürebilmek için işe dönerken sorumluluklarımı nasıl devrederim ve kızımla kaliteli zaman geçirmek için nasıl zaman yaratırım diye düşündüm.

Çalışmak isteyen annelerin eşlerine büyük sorumluluk düşüyor. Uçan Baba’nın çok güzel bir lafı var: “Yedek ebeveyn değil, babayım.” 

Benim püf noktalarım şöyle: bakıcı ablamız kızım uyurken bize bir kap yemek yapıyor, böylelikle yemek sürecim kolaylaştı. Çamaşır temizlik işlerini hafta sonuna bırakıyoruz. Bir de o gün kızımla ne aktivite yapalım diye planlıyorum. Kazanımı yüksek, hazırlanması vakit almayan şeyler planlıyorum.  Ama bazen spontan şekilde çocukla mutfağa girmek de kaliteli bir zaman aktivitesi olabilir. Aslında senin onunla birebir geçirdiğin ve paylaştığın tüm vakitler kaliteli zaman demek.

İkinci çocuk düşünüyor musunuz?

Biz kendi zamanımız ve ekonomik koşullarımız gereği ikinci çocuğu planlamıyoruz. Ama bu konularda büyük konuşmayı sevmem. 

Kızınız okula gidiyor mu?

Eylül itibariyle kreşe başlayacak. Şu an bakıcı ablamızla birlikte.

Sizi çalışmaya motive eden şey ne?

Benim motivasyonum bir kız çocuk annesi olarak hem kendimin hem de evladımın ihtiyaçlarını karşılayacak ekonomik özgürlüğümün olmasını ve ona bu şekilde rol model olmayı önemsemem.

Ama asıl mesele kimlik meselesi! Bizim toplumumuzda kadınlara biçilmiş bazı sıfatlar var. Kadınların babasının kızı, eşinin karısı, kızının /oğlunun annesi gibi ancak birinin yanında var olan sıfatları beni rahatsız ediyor. Bence her kadının kendine ait bir kimliği, çocuğu, eşi ya da babası dışında kendini gerçekleştireceği ifade alanları olmalı.

calisananneolmak

 

 

 

 

 

Önceki

Anne Olduktan Sonra...